Düzene bak..

Durduk yere aklıma geldi de, düzen adı altında ne saçma bir hayat yaşıyoruz lan biz; sabah güneş doğunca uykunu alamadan kalk, bütün gün iş güç koşturmaca sonra akşam ahanda güneş batıyor diye uykun olsun olmasın uyumaya çalış.

Herhalde evrende ne zaman uyuyacağına ve ne zaman çalışacağına saate ve güneşe göre karar veren tek varlığızdır. Hayvanlarda böyle bir olay yok mesela, uykusu gelince uyur karnı acıkınca beslenir gece gündüz demez. Zaten normali de bu değil mi?

Uzmanlar diyor günde 8 saat uyuyun, aman az uyumayın, yok sabahlarsanız şöyle olur yok uykunu alamazsan böyle olur. Yok neymiş insan vücudunun günlük protein ihtiyacıymış su ihtiyacıymış falan filan. Makine miyiz lan biz. İnsanın kullanma klavuzu mu olurmuş. Günde 8 saat dinlendir sabah 7 de çalıştır saat 12 gibi mazotunu yağını kontrol edersin bir de akşam 8 gibi bakımını yaparsın 15 saat aralıksız çalışır. 60 sene motor garantisi var abim, ama kullanıcı hatası olursa sigorta karşılamıyor haberin ola.

Yok la insanlık böyle birşey değil, yani artık öyle ama eminim ki öyle olmadığı doğal dönemler olmuştur. Hangi hibnetor çıkarttıysa şu zaman kavramını, hangi densiz karar verdiyse ne zaman ne yapmamız gerektiğine birimiz de çıkıp diyemiyor ki aga bu ne.

Bak arkadaş, doğaya bak.. Çok öteye gitme lan hadi kendi türüne bak insan evladının bebekliğine bak.  Yeni doğmuş bebek sabah 8 de kalkıp akşam 10da mı yatıyor, yoo canı ne zaman isterse o zaman uyuyor. günde 3 öğün düzenli yemek mi yiyor? yoo karnı ne zaman acıkırsa o zaman yiyor. Tabi bu doğal varlığı 3 5 senede kendimize çeviriyoruz, akşam 10 da yatılacak, o tabak bitmeden sofradan kalkılmayacak vs.

Kendimize işkence ediyoruz resmen, olmaz olsun böyle eziyet, olmaz olsun böyle düzen..

Tipe Göre Durak Analizi

Öncelikle başlığın ne kadar anlamsız olduğunun farkındayım, ancak hem 4 kelimeden kısa hem de merak uyandırıcı olduğu için isviçreli bilim adamları anlamın çok da önemli olmadığı konusunda beni teşvik ettiler.

Hikayeyle alakasız ancak gelişimine katkıda bulunan günün kısaca bir özetini geçeyim. Bu sabah 3 arkadaş 212 AVM ye gitmeye karar verdik. Media markt açılışlarda filan çılgın indirimler yapıyor ya hani flash bellek, hard disk ne bulursak alırız dedik. O niyetle sabah 9 da buluştuk buluşmasına da bizi geçerken arabayla bırakıcak abi saat 10 buçuğa doğru ancak geldiği için biz oraya vardığımızda saat neredeyse 11 olmuştu. Ee o saatten sonra doğal olarak avcumuzu yaladık, son kalan birkaç promosyonlu laptop ve televizyonu da parası olan amcalar kucaklayıp gitti.

Neyse sonuç olarak bize evin yolu göründü geri dönmeye niyetlenip çıktık dışarı. Bilen bilir bu 212 denilen AVM güneşli, bağcılar tarafında, garip bir semtte. Bir yanda kocaman gökdelenler, avmler; bir yan sokağa giriyorsun gecekondular arasında koşuşturan kir pas içinde bebeler… Hepsinden kötüsü ise şu ki bu Bağcılar ile Gaziosmanpaşa arası kuş uçuşu 10 15 km olmasına rağmen sanki tarihi zamanlarda iki düşman köymüş de bu güne kadar onun izleriyle gelmiş gibi aralarında ne adam gibi bir karayolu, ne bir bağlantı hiçbir şey yok. Dolayısıyla ulaşım 2 3 vesaitle ancak sağlanıyor. Önce merkezi bir noktaya gidilip ordan geri tekrar eve gitmek gerek. İki nokta arası mis gibi doğru varken parabol çizerek gitmek gerekiyor anlayacağınız.

Nihayetinde bir otobüs durağı bulup ilk gelen otobüse (nereye gittiğine bakılmaksızın) binmeye karar verdik. Bahtımıza Taksim otobüsü denk geldi atladık. Dedim bare o kadar yol çekiyoz taksime kadar gidip ıslak hamburger yiyek. Heh işte buraya kadar okuyup da yahu biz ne diye geldik adam resmen bütün gününü anlattı diye içinden geçiriyorsun ya dur hele sabret olayın koptuğu yere geldik.

Otobüste ayaktayız, yol da uzun. Oturan yolculara şöyle bir göz gezdirmeye başladım. Arka 4 lüyü bir arkadaş grubu kapatmış. önünde 2 amca, tipleri biraz kavruk ama yeni traş olunmuş, yeni gömlek giyilmiş. onun önünde 2 kız süslü püslü kafalarda rayban gözlük, önde de yine raybanlı bir abla yanında da beyaz ceket beyaz pantolonunu çekmiş bir anadolu çocuğu… daha bir çok insan vardı tabi bunlar yalnızca hatırladıklarım. Nihayetinde oturanların giyinişlerine, tiplerine, tarzlarına bakarak bir de otobüsün geçtiği duraklara bakarak kimin nerede ineceğini tahmin etmeye başladım. Aslında bu lise zamanlarında keşfettiğim ve yalnızca benim bildiğimi sandığım bir teknikti. Tabii ki kimin taksime gidip gitmediğini anlamak çok basit ancak bunu neredeyse tüm hatlarda senelerce uyguladığım için her semtin yolcu profilini az çok öğrendim.

Oturan adamın nereye gideceğini bilsen ne olur bilmesen ne olur demeyin. istanbul trafiğinde 2 saati geçebilen otobüs yolculuklarında en çabuk inme potansiyeli olan oturan yolcunun başında akbaba gibi bekleyerek kalkar kalkmaz, etraftaki akbabalar arasından sıyrılıp ya da taktiksel vücut hamleleriyle diğerini egale edip koltuğu kapmak bu survivor macerasında hayatta kalmak için olmazsa olmazdır.

Sonuç, baktım ki kimsede kolay kolay inecek tip yok. Döndüm arkadaşa yandık dedim hafız bunların neredeyse hepsi taksime kadar gidecek oturamayacağız. Aynen ya dedi hepsi taksim yolcusu belli. Nasıl ya dedim yoksa sen de mi tipine göre insanların ineceği durakları analiz ediyorsun. Heralde oğlum bu global bir şey dedi.  (Dedi naber, dedim iyidir) İşte o an fark ettim bu Tipe Göre Durak Analizi dediğim olay sadece bana özel bir davranış değilmiş. İstanbulda toplu taşımaya maruz kalan insanların öğrenmeye gerek kalmadan içgüdüsel olarak geliştirdikleri bir avcılık tekniğiymiş. Tıpkı aslanların içgüdüsel olarak avlarına hilal taktiği ile saldırmayı bilmeleri gibi, kim bilir belki bu özelliğimiz genlerimizle nesillere aktarılacak..

Bloggerlık

Aslında geç bile kaldığımı düşünüyorum bu blog işine, yıllarca blog yazan arkadaşlarımı hayranlıkla izleyip ne güzel şeyler yapıyorlar diye düşünüp saygı duydum. Ancak kendimi hiç onların yerine koymamıştım.

Benim de neredeyse her konuda söyleyecek birşeylerim her tartışmaya yapacak bir yorumum var ancak susmayı öğrenmişim konuşmadan önce. İnsan sustukça içinde biriktiriyor bazı şeyleri. Bu içinde biriktirdiklerin koca bir çöplük olmadan önce arada bir boşlatmak gerekiyor tabii. İşte konuşamayıp susan insanlar için bunun en iyi yolu yazmak.

Velhasıl bir heyecanla bu yola baş koyduk. Utanmamamız dileğiyle..