Facebook Meyve İsimleri

Evet sevgili arkadaşlar farketmişsinizdir ki bu aralar facebookta bayanlar durumlarına meyve ismi yazıp duruyorlar, büyük ihtimalle merak edip araştırıp çoktan ne olduğunu öğrenmişsinizdir ama öğrenemeyen var ise olayı açıklayalım.

Hatırlarsınız bundan birkaç sene önce aynı şekilde bayanlar anlamsızca renkler filan yazıyorlardı daha sonra bunların aslında sütyen rengi/deseni olduğunu anlamıştık.

Peki bunun amacı ne? Efendim bunun amacı meme kanserine dikkat çekmek deniliyor, bunu düzenleyen bir grup, bir dernek, bir oluşum olacak ki her sene böyle bir eylemle dikkat çekmeye çalışıyorlar.

Şimdi düşünceye laf yok, meme kanseri gerçekten üzerinde durulması gereken bir konu ki özellikle “Doktor beni ellemesin” denilen bir ülkede insanların bilinçlenmeye ihtiyacı var. Sadece ben son 2 sene içinde 3 4 tanıdğın bu kansere yakalandığını duydum, ünlüleri filan zaten herkes biliyor. yani bu hastalık öyle milyonda bir görülen bana bişey olmaz denilecek birşey değil artık birlikte yaşadığımız bir hastalık.

Sonuç olarak elbette dikkat çekelim, ama dikkati nereye çekiyorsunuz ona dikkat edelim. böyle garip şeylere gerek var mı? Oraya bir renk ya da bir meyve yazınca neye yaramış oluyor, bu eylem herhangi bir bayanın muayene olmasına sebep olmuş mu şimdiye kadar, bence hayır. Açıkça bayanlara örgütleseniz herkes yazsa ki; “Meme kanserine dikkat edelim, muayene olmaktan çekinmeyelim.” Çok daha mantıklı olurdu.

Neyse tabi olan oldu, şu an asıl dikkat çekilmek istenen konudan sapıldı ve tüm erkekler hoşlandığı kızın yazdığı meyvenin ne demek olduğunu arıyor deli gibi, sizi daha fazla bekletmeden yardımcı olalım işete bunların anlamları;

mavi kantaron : bekâr
ananas : karmaşık
ahududu : kararsız
elma : nişanlı
kiraz : çıktığı var
muz : evli
avokado : onun diğer yarısıyım
çilek : doğru olanı bulamıyor
limon : bekâr olmak istiyor
üzüm : çıktığıyla evlenmek istiyor

Görsel
not: bu arada resimde gördüğünüz mavi kantaron, diğer adı peygamber çiçeği olan bir çiçek türüdür. meyve olduğu halen tartışmalıdır.

Memur vs. İşçi (battle for kpss)

Yazmayım yazmayım dedim bu konuda ama en sonunda dayanamadım yine, ee hayatımı bu kadar etkileyen birşeyi yazmadan nasıl durabilirdim ki? Rüyalarıma bile girdi meret.

Öncelikle bilmeyen, işi gücü olmayanlar için açıklayayım. Açılımı Kamu Personeli Seçme Sınavı olan kpss ile devletin kadrosunda memur olarak geleceğiniz garanti altında olan bir işe girebiliyorsunuz.

Tabi sanmayın ki devlette çalışan her memur, vergi dairesi veznedarı. Devlete mühendis de lazım, fizikçi de, matematikçi de, işletmeci de. yani kendi mesleğinizi yapma imkanınız var. Tek sıkıntı aynı öğretmenlerin yıllarca uğraştığı gibi uğraşıp meslekdaşlarınızdan yüksek puan yaparak her sene sınırlı kontenjanda açılan atama yerlerine atanabilmek.

Peki neden devlet memurluğu? Mühendis adamsın git özel sektörde çalış, sana iş mi yok diyebilirsiniz. Var tabii ki iş olmaz mı? ama öyle iş olmaz olsun! tabii ki şimdi asgari ücret alıp gece gündüz çalışanlar bana kızacaktır, onların en az 2 katı maaş alıp mühendis sıfatıyla çalışmaya burun kıvırıyorum ya..

Bizim neslimiz pek bilmez 40 50 yaşlarındaki insanlara, babalarınıza sorun. Her şey Turgut Özal döneminde çıkartılan bir yasa ile başladı, ismini yanlış bilmiyorsam özel personel yasası. Bu yasa işverenin işçiyle sözleşme yapmasını meşru kıldı. Öncesinde nasıl mıydı? en basitinden bir çaycı bile işyerinin kadrolu elemanı olmak zorundaydı ve işçi-işveren arasında 657 den çok da farklı olmayan iş kanunu geçerliydi. Yani haftasonu tatilin var, mesain verilmek zorunda, günlük çalışma saati 8 vs. tüm hakların kanunlarla devlet tarafından korunuyordu. Şimdi ne olduğunu zaten biliyorsunuz, iş hayatına az çok hepimiz girdik. Ücretsiz fazla mesailer, haftasonu zorunlu mesailer, asgariden yatırılan sigortalar, verilmeyen yıllık izinler… hele ki o cumartesi günleri; cumartesi mesaiydi, yarım gündü derken artık cumartesi günü çalışmayı dahi yadsımaz olduk sanki haftalık mesai 5 değil de 6 günmüş gibi.

Ülkemizin geleceği olan büyük patronlarımız ve devletlülerimiz sağolsunlar el ele verip 20 30 sene gibi bir süre içinde durup sorgulamadan köpekler gibi çalışan işçi bir toplum elde etmeyi başardılar. Benim bu yazdıklarım ütopya değil gerçekler, öyle bir alıştırılmışız ki köpek gibi çalışmaya haftalık 40-45 saat çalışma, haftasonu da tatil olan iş desen kimse inanmaz öyle iş mi olur diye. halbuki çalışmanın insani şartı budur.

Sonuç olarak bunların bilincinde olan ve hayatını patronlarını zengin etmek için çılgınlar gibi çalışan biri olarak geçirmek istemeyen bir insanın bu ülkede yapabileceği birkaç şey var; 1 memur olmak, 2 akademisyen olmak (ki memurluktan farklı değil),3 kendi işini kurmak 4 sayısal loto, milli piyango vs. 5 mafya tetikçiliği 6 kalpazanlık 7 hırsızlık 8 gayrimeşru kovalamak 9 kaçakçılık 10 milletvekili çocuğu olmak…

Bunlar arasından en legal ve olabiliritesi fazla olan ilk 3 madde, hatta günümüz “liberali biraz geçince sağdaki caminin hemen yanında” kalan ülke ekonomisi sağolsun kendi işini kurmayı da bir kenara koyabiliriz. Ne kaldı elimizde? Memurluk ve Akademisyenlik.

Tabi bir de krizlerde işten çıkarılma durumlarını, özel sektörde her an atılma korkusundan hakkın olan zammı bile vermediklerinde ses çıkaramamanı saymıyorum bile.

Bütün bunları toplarsak sonuç olarak bu devirde çalışmak ve kariyer yapmaktan zevk almayan çalışmak için yaşamak yerine yaşamak için çalışmak felsefesine sahip tüm insanların uğraşı bu kpss.

Sınava girmek de yetmiyor ya; 2 çeşit alım var devlet dairelerine. 1.si açıktan atama; her kurum acilen elemana ihtiyacı olunca devletin merkezi atamasını beklemeden bana şu kadar adam lazım gel vatandaş diye duyuru yapar başvurmak için belli bir puan sınırı koyar başvuranları mülakata çağırıp tek tek sorar kimi tanıyorsun? ben Atatürk’ün hemşehrisiyim selanikten patriyotum filan dedim döverek dışarı attılar. Onların istediği kişiyi bir türlü tanıyamadım olmadı.

2.si ise merkezi atamadır, kurumlar ihtiyaclarını ösymye bildirir, ösym tıpkı üniversite yerleştirmelerinde olduğu gibi kontenjanları, kadroları açıklar tercihlerini yaparsın ve puanın yetiyorsa mülakat filan olmadan kimseye tamahın kalmadan atanıp işine başlıyorsun.

İşte olayın özeti bu, illaki duymuşsunuzdur son zamanlarda sınavlara karışan fesatlar, tekrarlanmalar vs. onlar apayrı bir mevzu o konulara şimdilik hiç girmeyelim iyisi.. Herkese gönlüne göre artık..